Beni Takip Edin !

Künye:  Ali Balcı ve Elif Madakbaş Gülener, “Turgut Özal Dış Politikası: Amerikan Düzeninde Yeniden Konumlanma ve Otonomi Arayışı”, Muhafazakar Düşünce, 15(4), Eylül-Aralık 2018: 77-98

Turgut Özal’ın dış politikası iki temel motivasyona dayanır. Bunlardan ilki, 1960’ların ikinci yarısından 1980’e kadar Türkiye’nin Amerikan düzeni ile yaşadığı krizlerin maliyetini ortadan kaldırmaktı. Diğeri ise Amerikan düzeni içinde kalarak Türkiye’yi etkin bir bölgesel güç haline getirmek ve bu yolla düzen içindeki otonomisini artırmaktı. Bu iki amacı gerçekleştirmek için Özal yönetimi iki temel stratejiyi devreye sokmuştu. Birincisi, Türkiye’yi ve dış politikasını Amerikan düzeninin çıkarları doğrultusunda yeniden kurgulamaktı. Bu strateji ile daha önce ödenen maliyetler yerine Amerikan düzeninden maksimum bir şekilde faydalanmak amaçlanmıştı. İkincisi ise bölgesel ve uluslararası gelişmelerin ortaya çıkardığı fırsatların Türkiye’nin Amerikan düzeni içindeki yerini revize etmede pazarlık unsuru olarak devreye sokulmasıydı. Bu yolla Türkiye’nin düzen içindeki otonomisinin, diğer bir ifadeyle daha fazla bağımsız hareket etme olanağının arttırılması hedeflendi. Turgut Özal’ın dış politikadaki bu motivasyon ve stratejileri önemli ölçüde kendisinden önceki kabaca on beş yıllık dönemin mirası üzerine kurulmuştu. Dolayısıyla Özal Dönemi, bu mirasla birlikte düşünüldüğünde daha anlaşılır olmaktadır.

Devamını okuyun

Aşağıda yayınevlerine göre listelenmiş Ortadoğu odaklı akademik dergilerin listesi bulunmaktadır. Parantez içinde Web of Science indeksleri verilmektedir.

Devamını okuyun

“Türk-Amerikan ilişkilerinde kriz: Neden, nasıl ve nereye?”, Anadolu Ajansı, Analiz Haber, 6 Aralık 2018, https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Türkiye ve ABD arasında yapılan ittifak “sözleşmesi” tarihinin en uzun süreli krizlerinden birini yaşıyor. 2013’ün ikinci yarısıyla birlikte başlayan kriz dönemi beşinci yılını geride bıraktı. Üstelik öncekilerle karşılaştırıldığında, bu yeni kriz sadece uzun süre devam etmedi, aynı zamanda artan bir şekilde tırmandı ve 2018 yazında zirveyi gördü. Son bir kaç ayda yatışma emareleri gösterse de, bu beş yıllık krizin Türk-Amerikan ilişkilerine etkisi uzun süre daha devam edecek. Peki, bu kriz neydi, nasıl gelişti, öncekilerden neden farklıydı ve muhtemel etkileri neler olacak? Yazının geri kalanı bu soruya bazı cevaplar verme cabasıdır.

Devamını okuyun

Aşağıda “Balci, Ali, et al. ‘War Decision and Neoclassical Realism: The Entry of the Ottoman Empire into the First World War.2 War in History (2018): 0968344518789707.” künyeli ortak çalışmamızın özet ve giriş kısmının çevirisi bulunmaktadır. Makale İngilizce yayımlanmıştır ve bütün metnine bu kısmında sonunda verdiğim linke tıklayarak ulaşılabilir.

Özet: Çökmeye yüz tutmuş Osmanlı İmparatorluğu neden Birinci Dünya Savaşı’na girdi? Daha da önemlisi, şayet Ruslar Almanlara karşı savaşırsa Osmanlı’nın Almanya lehine savaşa girmesini şart koşan bir antlaşmayı imzalamasına rağmen Osmanlı İmparatorluğu neden üç ay boyunca savaşa dahil olmamak için ayak diredi? Bu çalışma neoklasik realist teoriyi kullanarak Osmanlı’daki yönetici kadronun savaşa giriş kararını açıklamayı hedefliyor. Bunu yaparken, yönetici kadrodaki aktörlerin yaklaşık üç ay boyunca, yani Ağustos 1914’ten Kasım 1914’e kadar geçen sınırlı sürede, sistemik değişimlerle olan etkileşimine de yakından bakıyor. Dolayısıyla elinizdeki çalışma, Osmanlı’daki karar verici konumdaki yönetici aktörleri, etraflarındaki gelişmelerden soyutlanmış kişiler olarak değerlendirmiyor, bu aktörleri hem sistemdeki değişimlere hem de Osmanlı’nın kendi dinamiklerindeki gelişmelere eklemleyerek bir açıklama sunuyor. Çalışmanın temel bulgusu ise, savaşa girişi imkanlı kılan en kritik dinamiğin bu dönemdeki bölünmüş yönetici kadro olduğudur.

Devamını okuyun

Son 10 yıldır sosyal bilim dünyası bir “etki faktörü çağı”na geçmiş durumda. Bu etki faktörünü ölçen üç tane saygın kurum mevcut. Birincisi Scimago Journal & Country Rank yani kısa adıyla SJR olsa da Türkiye sosyal bilimcileri arasında pek popüler olduğunu söylemek zor. SJR üyelik istemeksizin derilerin adını girip etki faktörlerini alan içindeki yerlerini görebiliyorsunuz. İkincisi ise GoogleScholar ve bu da SJR gibi üyelik istemeksizin her yıl yayımladığı dergi kategorilerinde size dergilerin sıralamasını gösteriyor. Fakat SJR’den farklı olarak GoogleScholar çöp dergilerde yapılan bütün atıfları dikkate aldığı için biraz tartışmaya açık bir sıralama sunuyor.

Devamını okuyun
18
Temmuz
2018

Babam bu dünyadan ayrılalı 12 gün oldu. Ömrü boyunca hep yaptığı gibi, gündelik işlerin tam ortasında alelacele bir şekilde inandığı ve iman ettiği asıl yurduna göç etti. 5 Temmuz 2018’de 62 yaşındaydı… içindeki yaşama sevinci ise 20lerinde…

Devamını okuyun

Künye: Ali Balcı ve İsmail Akdoğan, “Bağdat ve Erbil Arasında: Irak’ta Denge Siyaseti”, Der: Kemal İnat, Ali Aslan ve Burhanettin Duran, Ak Parti’nin 15 Yılı: Dış Politika, (İstanbul: SETA Yayınları, 2017), ss. 263-280

Devamını okuyun
13
Aralık
2017

Aydınlık gazetesi ve bu gazetenin haber sitesinde 12.12.2017 tarihinde şahsımla ilgili olarak, “Devletten aldığı bursla PKK’yı öven kitap yazdı” başlıklı haber yayınlanmıştır. Bu haber, sonrasında, ulusal ve yerel medyada da yer almıştır. Sosyal medya platformlarında da (twitter vs.) dolaşıma giren bu haber üzerinden şahsıma tehdit ve hakaret dolu çok sayıda yorumun yapıldığı bir kamusal linç süreci tetiklenmiştir. 

Devamını okuyun

Türkiye’de üniversiteler söz konusu olunca en çok tartışılan konulardan birisi “merkezi doçentlik sınav sistemi” oldu ve nihayet ciddi bir reform (!) ihtimali ortaya çıkmış durumda. Üstelik üniversiteleri kategorik ayırma fikrinin hafiften uc verdiği bir ortamda. Aşağıda “atama ve yükselteme kriterlerine yönelik  nasıl bir reform” sorusuna tartışmaya açık bazı önerilerimi sıralıyorum. Başlıktaki “yasa” kelimesinin anlam ve önemi üzerine fazla bir şey söylemeye gerek yok. Basitçe ifade etmek gerekirse, yasanın olmadığı yerde keyfilik hüküm sürer. Keyfilik de nadiren iyidir. 

Devamını okuyun

Çok sorunları var elbet. Bu yazıda bahsedeceğim soruna gelmeden önce daha önemsenmesi gereken sorunlar olduğunu da düşünebilirsiniz. Hatta “bu da sorun mu hoca!” diyebilirsiniz. Lakin ben öyle düşünmüyorum. Bu bahsedeceğim sorun tüm sorunların, hatta sorunları çözümsüzlüğe mahkûm eden sefaletin çok temel semptomlarından birisi.

Devamını okuyun