Beni Takip Edin !

Berkan Öğür, Zana Baykal, Ali Balcı “Kuzey Irak – Türkiye İlişkileri: PKK, Güvenlik ve İşbirliği, Ekonomik ve Siyasi Boyutları”, Sakary Üniversitesi, Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORMER), Rapor No: 1 Ağustos 2014

Devamını okuyun

The following text is the translation of this paper (“İŞİD ve Doğu’yu Kuşatan ‘Barbarlık’: Batı’nın Yeni Temsil ve Yönetim Stratejilerine Dair”, Ortadoğu Analiz, Kasım-Aralık 2014, Cilt: 6, Sayı: 65, ss. 38-41)

In a text of Vespucci, first published in about 1508, the “natives” of the New World (today’s America) were described as follows;

“The people are thus naked, handsome, brown, well shaped in body, their heads, necks, arms, private parts, feet of men and women are a little covered in feathers. The men also have many precious stones in their faces and breasts. No one also has anything, but all things are in common. And the men have as wives those who please them, be they mothers, sisters, or friends, therein they make no distinction. They also fight with each other. They also eat each other, even those who are slain, and hang the flesh of them in the smoke. They become one hundred and thirty years old. And have no government.”

Devamını okuyun

NOTE: the following text is the translation of my comment titled as “İki kanıtın hikâyesi: Amerika Türkiye’den neden ‘kanıt’ ister?”

In October 2001, the United States called on the Taliban administration in Afghanistan to hand over al-Qaeda leader Usame bin Laden, whom he held responsible for the September 11 attacks. To show the seriousness of this call, the US began bombing Afghanistan. On the eighth day of the bombing, Afghanistan’s Deputy Prime Minister Hadji Abdulkadir announced that bin Laden would be sent to a third country if the United States would stop the bombings and pass on evidence that bin Laden was behind the attacks of September 11th. The statements of US President George Bush on this proposal were as follows: “there’s no need to discuss innocence or guilt. We know he’s guilty. Turn him over. If they want us to stop our military operations, they’ve just got to meet my conditions. Now, when I said no negotiation, I meant no negotiation… There’s no negotiation— they must have not heard—there’s no negotiation. This is nonnegotiable… There’s nothing to negotiate about.”

Devamını okuyun

Türkiye-AB arasındaki ilişkilere odaklanan bu çalışma,2000’lerin ilk on yılı boyunca söz konusu ilişkilerin Türkiye iç siyaseti bağlamında nasıl bir karşılık bulduğu sorusunun etrafında dönmektedir. Dış poli- tikanın içerideki farklı bloklar arasında işleyen iktidar ilişkisinden ba- ğımsız düşünülemeyeceği varsayımından yola çıkılarak AB ile ilişkile- rin İslamcı, laik ve Kürt bloklar temelinde nasıl anlaşılabileceği konusu inceleniyor.

Devamını okuyun

2014 Güz döneminde ilk kez verdiğim İngilizce Uluslararası İlişkilere Giriş dersi için hazırladığım ders içeriği aşağıda pdf olarak mevcut. Hali hazırda 2016 Güz döneminde bu dersi ikinci kez veriyorum. 

Devamını okuyun

Avatar2009

Hayal Perdesi, Ocak-Şubat 2010, ss. 134-137

Sinemaseverlerin Terminatör ve Titanik gibi filmlerden hatırlayacağı James Cameron’un yönetmenliğini yaptığı Avatar 230 milyon dolarla sinema tarihinin en pahalı filmlerinden biri. Genel kanı özellikle görsel anlamda sinemaya getirdiği yeniliklerle filmin bir dönüm noktasını temsil ettiği yönünde. Fakat filmin sadece bu yönüyle bir devrim olduğunu söylemek filme haksızlık olur. Film aynı zamanda Hollywood’daki hâkim ideolojiye getirdiği başka bir yenilikle de devrimsel karakter taşıyor.

Hikâyeye göre, dünyalılar Pandora isimli bir gezegende koloni kurmuş ve dünyanın enerji açığını buradan dünyaya transfer ettikleri madenler kanalıyla gidermektedirler. Gezegenin kaynaklarına ulaşma noktasında bu gezegende yaşayan yerliler problem teşkil etmektedir ve bunları bir problem olmaktan çıkarma noktasında dünyalılar bazı teknikler geliştirmiştir. Bu tekniklerin başında yerlilerin benzeri klonlar üreterek bunları yerlilerin arasına göndermek gelmektedir.

Devamını okuyun

Sabah, 10 Eylül 2016’da yayımlanan yazının (kısaltılmamış) orjinal hali.

alibalci_solpkkopenDemocracy web sayfasında 20 Ağustos 2016 tarihinde Suriyeli bir Kürt olan ve iç savaş nedeniyle ülkesinden ayrılmış Cihad Hammy, “Türkiye’de Siyasetin İki Vizyonu: Otoriter ve Devrimci” başlıklı bir yazı yayımladı.[1] Yazının bir yerinde Hammy aşağıdaki cümleleri kuruyor: “Bugün Türkiye’de iki vizyonun rekabetine şahit oluyoruz. Bir tarafta Erdoğan Carl Schmitt’in siyasi çizgisini izlerken [yazıda Schmitt Hitler rejiminin tutkulu savunucusu olarak tanıtılıyor], diğer tarafta Erdoğan’ın siyasetine külliyen karşı olan radikal siyasete eğilimli olanlar. 1999’dan beri İmralı hapishanesinde yapayalnız tıkılı olmanın zor koşullarına rağmen, Kürdistan İşçi Partisi’nin ideolojik babası ve düşünür Öcalan, Hannah Arent ve Murray Bookchin gibi filozofların düşüncesinden devşirdiği devrimci siyaset kavramını geliştirdi. Bu tarz siyaset Kuzey Kürdistan’daki (güney doğu Türkiye) ve Rojava’daki Kürt Özgürlük Hareketi tarafından hayata geçirilmektedir. Onların devrimci siyaseti ulus-devlete meydan okuyan ikili bir iktidar yaratmayı amaçlamaktadır: tabanda gelişen meclislerce işleyen devlete ait olmayan bir kamusal alan ve bunla bir arada bulunan yüz yüze direkt demokrasi yoluyla halk tarafından seçilen demokratik belediyelerin konfederasyonu.”

Devamını okuyun

2004 yılında Sakarya Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünde Doktora programında ilk dönem aldığım “Demokrasi Teorisi” dersi kapsamında hazırladığım ders ödevinin başlığı “Kapitalizm Demokrasi İlişkisinde Eşitlik Sorunu” idi. Prof. Dr. Davut Dursun’dan aldığım bu ders teorik olması nedeniyle epey keyif aldığım derslerden biri olmuştu. Yıllar sonra, yaklaşık 12 yıl sonra ödev tekrar elime geçince tarayıp kişisel web sayfama yüklemek istedim. Sonra demokrasi kuramlarını epey ihmal edip şartların da gereği başka akademik maceralara atıldık.

Devamını okuyun

Derin Tarih, Sayı: 53, Ağustos 2016, ss. 76-79

Konuşan: Munise Şimşek

Giriş: Askerî darbe geçmişi oldukça kabarık bir ülke Türkiye. Buna rağmen ekonomik durumunu düzeltmiş, demokratikleşme yolunda önemli adımlar atmış, halkının refahını yükseltmiş ülkemizde darbe beklentisi neredeyse yok gibiydi. Buna rağmen gerçekleşen 15 Temmuz darbe girişiminin başarısız oluşunun sebeplerini Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Ali Balcı ile konuştuk.

Devamını okuyun

serbestiyet.com, 10 Ağustos 2016

2001’in Ekim ayında ABD, 11 Eylül saldırılarından sorumlu tuttuğu el-Kaide lideri Usame bin Ladin’in kendisine teslim edilmesi yönünde Afganistan’daki Taliban yönetimine çağrıda bulundu. Bu çağrısının ciddiyetini göstermek içinse Afganistan’ı havadan bombalamaya başladı. Bombardımanın sekizinci gününde Afganistan Devlet Başbakan Yardımcısı Hacı Abdulkadir, ABD’nin bombalamaları durdurması ve bin Ladin’in 11 Eylül saldırılarının arkasında olduğuna ilişkin kanıtları kendilerine iletilmesi halinde bin Ladin’in üçüncü bir ülkeye gönderileceğini açıkladı. Bu teklif üzerine dönemin ABD Başkanı George Bush’un ifadeleri şunlar oldu: “Müzakereye gerek yok, tartışma olmayacak. Onlara ne yapmaları gerektiğini tam olarak söyledim. Masumiyet ve suça ilişkin bir tartışmaya girmenin anlamı yok. Onu iade edin. Şayet askeri operasyonlarımızı durdurmak istiyorlarsa, tek yapmaları gereken bizim koşullarımızı yerine getirmek… Müzakere yok diyorsam bu müzakere yok demektir. Müzakere yok, belki duymamış olabilirler, müzakere yok. Bu müzakere edilemezdir… hakkında müzakere edilecek bir şey yok.”

Devamını okuyun
Toplam 9 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12345...Son »