Beni Takip Edin !

Seçim günü Urfa’da Ömer isimli bir şahıs bulunduğu sandıktaki oy pusulalarına HDP mührü basıp bu işleminin fotoğraflarını sosyal medya (facebook) hesabından yayımladı. Bu olay sosyal medyada yankı uyandırdıktan sonra ulusal medyada da kendine yer buldu. Fakat oy pusulalarının paylaşıldığı hesapta fotoğrafların altına Ömer’in arkadaşlarından birinin yaptığı yorum siyaset ve ideolojik pozisyonlarımıza dair devasa bir resmi gösteriyordu. Ömer’in arkadaşı fotoğrafın altına aynen şunları yazmıştı: “Bu resmi kaldır heval oylar iptal olabilr çikefe yatacaklar”. Bu cümledeki temel sorunu hemen söyleyeyim, yorumu yazan kişi ilgili durumun doğru olmadığını biliyor ama ahlaki sorunun aktörü olarak yine de rakibini/ötekini göstermekte ısrar ediyor.

İdeolojinin bilmemekten kaynaklı bir şey olmadığını (Marx), aksine bilinen ama yine de inanılan (Zizek) bir politik duruş olduğunu seçim sürecinde bu cümleden daha iyi gösteren bir ifade olamazdı. Bu Ömer’e özgü ve bireysel diyerek geçiştirilecek bir şey değil elbet. Bianet.org’un ilk tepki olarak hemen bu vakayı temize çıkarma, yanlış olduğunu kanıtlama çabası da bununla ilgili bir şey. Daha sonra Bianet gelen tepkiler üzerine yaptıkları “yeniden inceleme” sayesinde yanıldıklarını, bu olayın gerçekten olduğunu kabul etti. Bu noktada belirteyim, bu vaka Türkiye’de seçimlerin hileli olduğunu göstermez, aksine bizde seçimler belirli bir demokratik standardı tutturan bir adalet içinde yapılmaktadır ve bu seçim de öyle oldu.HDP oylar

Peki Ömer’e arkadaşının verdiği tepki bize genel olarak ne söylüyor? Hemen belirteyim, Ömer’in davranışı bir suçtur ve yasal karşılığı vardır. Fakat mesele bu değil. Mesele burada Ömer’in arkadaşı ve onun diğer siyasal partilerdeki muadillerdir. Yani “kötü ve ahlaksız olanı ötekine yıkıp, kendi sorunlu hikayeni hasır altı etme” diye özetlenebilecek siyasal davranış biçimi. “PKK zorla HDP’ye oy attırıyor” ya da “AK Parti sandıkta hile yapıyor” gibi söylemler bir vakayı karşılamaktan daha öte siyasten ve kimliksel olrak kurucu bir işleve sahiptir. Bu kuruculuk ötekini negatif anlama sabitlerken, kendi ideolojik pozisyonunun ahlakiliğine kendini ikna etmede karşımıza çıkıyor. Seçimlerin adil olmayacağına dair devasa bir söylemin seçim sonucunda hızlı bir şekilde bir tarafa bırakılması tam da bu nedenledir.

Dolayısıyla kritik sorumuz şu, Türkiye’de seçimlerin düzenli ve adil yapılıyor olması dolayısıyla siyasal sistemimizin genel bir demokratik standardı tutturduğu olgusu karşısında (diktatör olduğu söylenen bir siyasal yapıdan seçimler sayesinde kurtulmuş olmak bunun en önemli kanıtı), seçimlerin hileli ve adil olmadığı söylemi neden daha fazla mobilize etme gücüne sahiptir? Bu sadece bugüne ve Türkiye’ye özgü bir soru değil, daha genel ve üzerinde düşünülmeyi hak eden bir soru.

Ek Okuma: Yılmaz Özdil, “En iyi vatandaş ölü vatandaş…“, Hürriyet, 10 Ağustos 2010,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir