Beni Takip Edin !

Star, Açık Görüş, 5 Eylül 2012

 

Ahmet Davutoğlu 1997’de Perception dergisinde kaleme aldığı bir yazısında şu tespiti yapıyor: “Dünyanın diğer kısımlarında demokratik değer ve mekanizmaları teşvik eden Batılı güçler Müslüman dünyasındaki demokratik olmayan rejimleri desteklediler. Mantık basitti: Müslüman dünyadaki demokratik bir sistem Batı karşıtı İslamcı rejimlere yol açabilir. Böylesi bir akıl yürütme Batı’nın temel motivasyonunun demokratik değerlerden çok kendi çıkarlarının olduğunu ortaya koyuyor. Bazı Müslüman ülkelerdeki yozlaşmış askeri bürokratik elit bu korkuyu sömürmüş ve küresel sistemik güçlerle Müslüman dünyadaki demokratik süreçleri yıkmak için işbirliğine gitmiştir”.

Devamını okuyun
12
Kasım
2013

Taraf, 25 Mart 2012

Türkiye’de 1931 tarihli Matbuat Kanunu’nun 38. Maddesi “intihar vakalarını mahallinin en büyük zabıta memurundan mezuniyet almaksızın neşretmeyi” yasaklamıştı…

Türkiye’de 1931 tarihli Matbuat Kanunu’nun 38. Maddesi “intihar vakalarını mahallinin en büyük zabıta memurundan mezuniyet almaksızın neşretmeyi” yasaklamıştı. Haberin yapılması konusunda izin alınsa dahi, haberin “neşri halinde intihar edenlerin ve intihara teşebbüs eyleyenlerin resimlerinin” basılması kesin bir şekilde sınırlandırılıyordu. Bu kanuna aykırı davrananlar ise aynı maddeye göre, “bir haftadan bir seneye kadar hapis ve yirmi beş liradan iki yüz liraya kadar para cezasına mahkûm” edildikleri gibi, hükümet tarafından teklif edilen ve 23. Madde olarak geçen maddenin önceki halinde “intihara teşebbüs edenlerin isimlerinin” dahi basılması yasaklanmıştı.

Devamını okuyun

Zaman, 28 Ağustos 2013

 

Türkiye dış politikasına realist gözlükle bakanların her şeyi doğruluk testine tabi tutmak gibi kötü bir huyları var. Bu huy onları diğer ekollerden ayıran en önemli özellikleri olsa da, doğruluk testine fazla güvenmek birçok şeyi de görmemizi engelliyor.

Realist dış politika uzmanlarının “değerli yalnızlık” konusunda yazdıklarını okuyanlar ya da bu gazetenin dünkü sayısında Şaban Kardaş’ın “Galat-ı meşhur olarak ‘değerli yalnızlık’” başlıklı yazısına göz atanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır. Kardaş, Cengiz Çandar’ın popülerleştirdiği “değerli yalnızlık” kavramının nasıl galat-ı meşhur olduğunu büyük bir yetkinlikle ortaya koyuyor. Peki ama hikaye burada bitiyor mu? Yani bir kavramın sorunlu, yanlış ve ideolojik olduğunu ortaya koymak o kavramın geçerliliğine halel getiriyor mu?
Devamını okuyun

Zaman, 6 Mayıs 2012, s. 22

 

Bugün üç farklı siyaset biçimi politik alanı şekillendirmektedir. Fakat bir yüzyıl öncekinden farklı olarak bunlar birbirlerine alternatif kurtuluş reçeteleri değil, aksine birbirlerini şekillendiren, sağlamlaştıran ve bazen de yerinden eden bir ilişki halindedirler. Son on yıl için bir isimlendirme yapmak gerekirse, ulusalcı laikler, “post-İslamcılar” ve Kürt siyasal hareketinden oluşan üçlü bir siyasal blok ile karşı karşıyayız.

Yusuf Akçura’nın artık klasikleşmiş yazısının ardından bir yüzyıldan fazla zaman geçti. Söz konusu yazısında bahsettiği Osmanlı için üç kurtuluş reçetesinden her biri birçok değişim geçirdi ve bir tanesi de çoktan tarih sahnesinden silindi. Her biri bir diğerinin alternatifi olan bu üç siyaset biçimi arasından en şanslısı Türkçülük oldu. Laik bir karakter kazanan bu ulus fikri yeni kurulan Cumhuriyet’in temel formunu meydana getirdi.
Devamını okuyun

Zaman, 11 Ekim 2011, s. 14 ve 17

 

Herkesin Mısır devrimine odaklandığı bir sırada gözden kaçan “küçük” bir ayrıntı vardı. Wikileaks, Filistin belgelerini yayınlamış ve Filistin meselesinde bir milat olabilecek ayrıntıları ifşa etmişti.

Buna göre, son birkaç yıldır Mahmud Abbas liderliğindeki Filistin Yönetimi gizli görüşmelerle ABD ve İsrail’le işbirliğine giderek Hamas’ı tasfiye etmekle uğraşmaktaydı ve üstelik Kudüs’ün tamamını İsrail tarafına bırakmaya da razı olmuştu. Hatta Kudüs yeterli olmamış olacak ki, Abbas yönetimi Batı Şeria’nın bir kısmını da görüşmelerde İsrail’e bırakmaya razı olmuş. Üstelik Hamas karşısında gücünü koruyabilmek uğruna Filistinlileri öldürmeyi de göze almıştı.
Devamını okuyun

Today’s Zaman, 4 March 2012 (Murat Yeşiltaş ile)

 

The Libyan case proved the effectiveness of an external intervention backed by an air force with satellite and missile technologies at a time when opposition forces required assistance to succeed.
Devamını okuyun

Today’s Zaman, 11 October 2011, p. 14 and 17 (Tuncay Kardaş ile)

 

More than two decades ago, Bernard Lewis explored the topic of “Why so many Muslims deeply resent the West and why their bitterness won’t be easily mollified,” in a paper of that title.
Devamını okuyun

Today’s Zaman, 2 September 2013

 

People who tend to look at Turkey’s foreign policy from a realistic perspective have the bad habit of subjecting everything to the truth test. Although this habit is one of the characteristics that distinguish them from other schools, extreme reliance on it may prevent us from seeing many things.

 Those who read the assessments about “precious loneliness” by realistic foreign policy experts or who have had a look at Şaban Kardaş’s article, “‘Precious loneliness’ as a mumpsimus,” that appeared in the Zaman daily on Aug. 26 will understand better what I am trying to get at. In this article, Kardaş authoritatively explains why the concept of “precious loneliness” popularized by Cengiz Çandar is a mumpsimus. But is that all there is to the story? Is the validity of a concept compromised when we prove that it is a problematic, wrong and ideological one?

Devamını okuyun

Radikal, 9 Mart 2011

 

Ortadoğu’da son aylarda yaşanan gelişmeler, eski bir tartışmayı, adı konulmamış bir kavram üzerinden yeniden canlandırmış görünüyor. Tartışma, Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleri için nasıl bir model olacağı meselesi iken, adı konulmamış şey pasif modellik durumudur. Son iki-üç yıla kadar Türkiye İslam ülkeleri için sürecin içine dahil olan ve bu nedenle adı konulmuş (aktif) bir model olarak önerilirken artık adı konulmamış bir şekilde ve kendiliğinden gelişen bir sürecin ürünü olarak pasif bir model şeklinde ortaya çıkmaktadır.
‘Model ülke’ seçeneğinden ‘pasif model’ olmaya dair bu değişimi ilk fark eden Graham E. Fuller oldu. Fuller üç yıl önce kaleme aldığı ‘Yeni Türkiye Cumhuriyeti’ adlı çalışmasında şöyle diyor: “ AKP’nin yaklaşımı (bölgedeki) diğer İslamcılara birçok değer sunuyor. AKP kendi programını başka bir yerde pazarlamayacaksa da ilgili değerlerini diğer Müslüman toplumlardaki gruplarla paylaşmaya hazır gözüküyor.” Türkiye’nin Müslüman dünyada ‘izlenmeye değer bir ülke olarak’ görülmeye başladığından hareketle Fuller, bir model olarak ortaya çıkmanın akılcı bir şey olmadığını, aksine ‘eylemler ve söylemler üzerinden’ kendiliğinden gelişen bir modelliğin makul olduğunu ileri sürmektedir. 

Devamını okuyun

Radikal İnternet, 12 Mayıs 2009

Daha Ergenekon soruşturması ortada yokken kavram iki farklı kanat tarafından iki farklı anlamda kullanıma sokulmuştur

 

Türk medyası bağlamında bugün karşı karşıya olduğumuz resim basitçe şu iki saptamayla özetlenebilir. Birincisi, medya temelde iki kampa bölünmüş durumdadır. İkincisi, bu kutuplaşma somut olguların dahi değiştiremediği bir çıkmazla karşı karşıyadır. Bu durumda kritik soru şu; böyle bir resim nasıl ortaya çıkmıştır? Malum soruya cevap vermenin en yetkin yolu, Ergenekon konusunun medyadaki tarihsel seyrini bir “yeniden okumaya” tabi tutmak olacaktır.

Bir kavram olarak “Ergenekon” ülkenin yakın tarihindeki faili meçhul cinayetler, adam kaçırmalar, suikastlar gibi somut olgulardan hareketle ortaya atılmış olsa da, temelinde bizzat medyanın keşfettiği, kavramsallaştırdığı, tanımladığı ve “yeniden tanımladığı” bir şeydir. Kavramın ilk kez kullanıldığı metin, Erol Mütercimler’in Aydınlık dergisine verdiği meşhur röportaj olmuştur. Bundan iki gün sonra 7 Ocak 1997’de Can Dündar’ın sunumuyla Show TV’de yayımlanan “40 Dakika” adlı bir belgeselde Ergenekon ifadesi yeniden kullanılmıştır. Her ikisinde de Ergenekon ifadesi 1970’lerdeki “sağcı” kontrgerilla gruplarının 1980 sonrası yeni oluşumlarını anlatan bir kavram olarak kullanıma sokulmuştur. 

Devamını okuyun