Beni Takip Edin !

Uluslararası İlişkiler disiplini içince Realist teorinin 1990’ların ortalarından beri harıl harıl çalıştığı konulardan biri ‘seçmen maliyetleri’ (audience costs) kavramı. Basitçe devletlerin belli bir kiriz durumu ile karşı karşıya kalmaları halinde, liderin atacağı adımların seçmenlerde bir karşılığı olduğu varsayımına dayanır. Özellikle vatandaşların dış politik gelişmelere ilgilerinin arttığı 20. Yüzyılın ikinci yarısı ile birlikte bu kavramın kilit bir önem arz etmeye başladığı ve dış politika çalışmalarında bir hayli işlevsel olduğu söylenmektedir.

Devamını okuyun

29 Aralık 2010 tarihinde Radikal gazetesinde Dror Ze’evi imzalı bir yorum yazısı yayımlandı. “İsrail ve Türkiye: Yalnız Demokrasilerin Dostluğu” başlığını taşıyan yazı temelde söz konusu iki ülkenin bölgelerinde demokratik rejime sahip ülkeler olduklarını ve tam da bu nedenle bir dostluk kurabileceklerini söylüyor. Üstelik iki ülke arasındaki “derin tarihsel birikimlerin ve çok özel stratejik değerlerin” bu iki ülkeyi yakınlaşmaya mahkûm kıldığını da belirtiyor. Fakat yazar bu argümanların 1990’larda kaldığını, “yalnız demokrasiler” söyleminin bu dönemde üretilmiş bir mit olduğunu ve bu miti kullanıma sokacak koşulların artık ortada olmadığını göremiyor.

Devamını okuyun

Kitap Değerlendirmesi (Book Review): Egemen B. Bezci, “Militarist State Discourse in Turkey 1960–1983 (Türkiye’de Militarist Devlet Söylemi 1960–1983)”, Politics, Religion & Ideology, DOI: 10.1080/21567689.2014.889379

Devamını okuyun

Daily Sabah, 9 April 2014

The most important consequence of the 2014 elections is the increase in votes for both the AK Party and BDP. This may raise hopes for the continuation of the reconciliation process.

Devamını okuyun

Baskın Oran’ın editörlüğünü yaptığı Türk Dış Politikası adlı iki ciltlik edisyon kitabın ikinci cildinde ismi geçen bir rapor. Kitaba göre, rapor Türkiye’deki İslamcı hareketlerin (Refah Partisi ve Gülen Cemaati) Amerika’nın çıkarına zarar verici olmadığı ve ılımlı İslamcılarla ilişki kurulması gerektiğini savunuyor [1]. Konuyla ilgili Milliyet gazetesi de Mart 1990’da Nur Batur ve Nilüfer Yalçın imzalı bir yazı dizisi hazırlamış. “1980’lerde İslamcı şahlanış”, “ANAP’tan cesaret alan İslamcılar” gibi alt başlıkları var. Ama dikkat çekici olan yazı dizisinin ilkinde atılan başlık “İslam’ın iktidarı mümkün değil”[2], ikinci yazıda da atılan başlık dikkat çekici, “İslamcı demokrasiye karşı” [3]

Devamını okuyun

Aşağıda Zana Baykal’ın “Türkiye Dış Politikası: İlkeler, Aktörler, Uygulamalar” [İstanbul: Etkileşim Yayınları, 2013] başlıklı kitabım için yazdığı İngilizce kitap eleştirisini okuyabilirsiniz.

The literature on Turkey’s foreign policy has been growing in recent years. However, most such studies deal with recent developments and are therefore agenda-dependent studies. This is partly because of the changeable nature of Turkey’s foreign policy over the last decade, with its many striking but contradictory moves, which has rendered it quite attractive to researchers.

Devamını okuyun

İkinci Dünya Savaşı sırasında Batı medyası Türkiye’ye ilişkin çok sayıda karikatür ve fotoğraf yayımladı. Edward Said’i haklı çıkarırcasına, bu karikatürlerde Batı için Türkiye’nin ne olduğunun bir önemi yoktu, Türkiye’ye ilişkin eldeki kodlamalar tasvirlerin nasıl olması gerektiğini belirleyen şeydi. Said’in cümleleriyle tekrarlarsak, Şarkiyatçılık, “‘Şark’ gibi gerçek bir şeyi dışarıda tutması, lüzumsuz kılması, onun yerine geçmesi sayesinde varlık kazanır” (Şarkitaçılık, sayfa. 31). Dolayısıyla, Şarkiyatçı tasvir Şark’ın birebir temsili değil, Şarkiyatçı’nın Şark üzerine kondurduğu kurgu olup çıkmıştır. NAZI DOMINATION

Yıl 1941. Türkiye’de Harem kurumu ortadan kalkalı yıllar geçmiştir. Fakat Batılı bir gazete Türkiye-Almanya ilişkilerine dair çizdiği bir karikatürde bu kurumu Cumhuriyet Türkiye’si ile özdeşleştirmeye devam etmektedir.  Von Papen, İsmet İnönü’yü Almanya’nın yanında savaşa girmesi doğrultusunda ikna etmek amacıyla ona bir hediye getirir. Hediye “Kadın”dır. Artı Kadın “Alman nüfuzunu” temsil etmektedir.  Fakat daha çarpıcı olan ayrıntı Kadının hemen saçlarının ucuna iliştirilen etikette mevcuttur: “Harem için Zoraki bir Hediye”.

Devamını okuyun

aljazeera.com.tr, 29 Oca 2014

Dış politika dışarıya yönelik bir siyasi performans değildir. Aksine öznelliklerimizi birebir ilgilendiren öznellik kurucu politik bir faaliyettir. Diğer bir ifadeyle öznelliğimizin çıktısı olduğu kadar öznellik kurucu bir yönü de vardır ve bu yön dış politika analizlerinde çoğunlukla ıskalanan bir boyut olmuştur. Bu kısa kuramsal varsayımlardan sonra şöyle bir hipotez ileri sürüyorum. Gülen Cemaati ve AK Parti’nin farklı dış politik tercihleri her iki hareket için öznelliklerinin bir uzantısı olduğu kadar, söz konusu tercihler bu hareketleri kuran, hatta daha da önemlisi bu hareketlerin birbirlerini yeniden tanımlamasına imkân sağlayan söylemsel ve pratik zemini teşkil etmektedir. Bu hipotez iki sorunun cevaplandırılmasını kaçınılmaz kılıyor. Gülen Cemaati ve AK Parti’nin farklılaşan dış politik tercihleri nerelerde yuvalanıyor? Bu farklılaşan politik tercihler hangi aşamalardan geçerek taraflar için katı birer gerçekliğe dönüştüler?

Devamını okuyun

Zaman, 15 Aralık 2013

20 Kasım 2013’te Sakarya Üniversitesi’nde “Kriz Kritik Konferansları” bağlamında geçtiğimiz yaz aylarında yaşanan Gezi olaylarını tartıştık.BbqphTFIEAAVBTL

Türkiye’nin önde gelen sosyal bilimcilerinin bir araya geldiği ve kalabalık bir katılıma sahne olan konferans boyunca en dikkat çeken şey, ne dinleyicilerin ne de konuşmacıların yaşananlara dair sorularının olmamasıydı. Diğer bir ifadeyle, büyük bir söz alma yarışına sahne olan konferans boyunca konuşmacılara yöneltilen Gezi’ye ilişkin sorular yok denecek kadar azdı. Neden böyle olduğuna dair bütün yazı boyunca iddia edeceğim şeyi hemen söyleyeyim; politik yakıcılığını olanca yoğunluğuyla hissettiğimiz bir konunun tartışılması tam da öznelliklerimiz o konu tarafından yeniden kurulduğu için sorudan ziyade yorumlar etrafında döner.

Yukarıdaki olgu önemlidir ve daha detaylı bir analizi hak ediyor. Konferans boyunca gözlemleme imkânına sahip olduğum bir başka şey yani Gezi’yi adlandırma konusunda yaşanan çeşitlilik, konuyu anlama noktasında önemli bir başlangıç noktası teşkil ediyor. ‘Gezi kalkışması’, ‘Gezi direnişi’, ‘Gezi protestosu’, ‘Gezi darbesi’, ‘Gezi devrimi’, ‘Gezi isyanı’ gibi çeşitli adlandırmalar, konuşmacılar arasında olduğu gibi dinleyiciler arasında da özenle ve bilinçli olarak seçilen farklı adlandırmalardı. Hemen söyleyeyim; ben bu adlandırmalar yerine ‘Gezi olayı’ demeyi tercih ediyorum. Bunun en önemli nedeni, olayın (event) sonradan tanımlanmaya açık “boş bir şey” imkânı sunmasıdır. Diğer bir ifadeyle, diğer adlandırmalara kıyasla ‘Gezi olayı’ kavramı bunun sonradan yeniden tanımlamaya açık bir şey olduğunu bize söylediği için değerlidir ve üzerinde durulmayı hak ediyor.

Devamını okuyun

Bizim Sakarya, 12 kasım 2007

Modernleşme ile hemhal olan bir toplumun sinema dünyasında dikkate alacağı, üzerinde düşüneceği en önemli yönetmenlerden biri tartışmasız Japon Yönetmen Akira Kurosawa’dır. Kurosawa 1910’da dünyaya geldiğinde Japonya’da Meiji iktidarı hüküm sürüyordu ve söz konusu yıllar modernleşme sürecinin en hızlı yaşandığı dönemlerdi. Bu süreç Türkiye’de olduğu gibi Japonya’da da önemli bir tartışmayı beraberinde getirmiş, modernleşmenin Batılılaşmaya yol açıp açmadığı diğer bir ifadeyle Japon kimliğini yıpratıp yıpratmadığı ülkede en fazla tartışılan konu haline gelmiştir. İkinci Dünya Savaşı öncesinde ülkedeki rüzgâr kısa bir süreliğine tersine dönmüş ve yoğun milliyetçiliğin ve Batı karşıtlığının hâkim olduğu bu dönemin ardından işgal yıllarında Japonya tekrar modernleşme sürecine girmişti. Kısacası, Kurosawa Japonya’nın modernleşme sürecinin en sancılı yaşandığı dönemlere tanık olmuş, dolayısıyla da ileride çekeceği filmlerine bu yıllar önemli bir etkide bulunmuştur.

Devamını okuyun
Toplam 9 sayfa, 5. sayfa gösteriliyor.« İlk...34567...Son »