Beni Takip Edin !

Sabah, 25 Temmuz 2015

Abdullah Öcalan’ın 1999’da yakalanmasından sonra AB üyeliği perspektifi ile Türkiye, çok sayıda demokratik reformu hayata geçirdi ve kuruluşundan itibaren Kürt haklara yönelik yasaklayıcı pozisyonundan önemli ölçüde geri adım attı. Bu reformların devam ettiği bir ortamda 2004 yılında PKK yeniden silahlı mücadeleye döndü ve Türkiye’deki hedeflere saldırılar başlattı. Bu çelişkiyi Lyola Üniversitesi’nden Güneş M. Tezcür şu şekilde açıklıyor: isyancı örgütlerin kendi etnik tabanı üzerinde rekabete açık olması (örneğin AK Parti’nin Kürt oylara talip olması ve Kürt çoğunluktaki bölgelerde oylarını Kürt parti aleyhine artırması), bu örgütleri hayatta kalma stratejisi olarak radikalleşmeye iter. Zira silahtan arınıp ve normal bir politik zemine çekildiğinizde etnik tabanınızdan gelen desteği paylaşmanın ve başka bir politik harekete kaptırmanın riskini almış oluyorsunuz.

Bu tespiti şu şekilde somutlaştırabiliriz: Mart 2004’te yapılan yerel seçimlerde AK Parti Kürt nüfusun yoğun olduğu illerde Kürt partisinin önüne geçmesinin ardından PKK bir kaç ay sonra Haziran 2014’de yeniden silahlı mücadeleye döndü. Bu tespiti doğrulayan bir sonraki adım ise 2007 yılında yaşandı. Bu seçimlerde AK Parti Kürt çoğunluğa sahip illerde önemli bir sıçrama yapmış ve oy oranını yüzde 50’ye kadar taşımıştır. Bu PKK ve Kürt hareketi açısında önemli ve hayati bir soruyu beraberinde getirdi: Türkiye’deki Kürtlerin gerçek temsilcisi kimdir? Dolayısıyla 2004-207 arasında nispeten düşük yoğunlukta devam eden çatışmalar 2007 ve 2008 yıllarında ciddi bir tırmanış yaşadı.

Dolayısıyla milliyetçi Kürt hareketinin kendini konumlandırma ve tanımlama noktasında temel referans olarak aldığı “Öteki” ciddi bir değişim geçirdi. Cumhuriyet tarihi boyunca Kürt hareketlerinin temel ötekisi olan Kemalizm yerini “siyasal İslamcı harekete” yani AK Parti’ye bıraktı. Peki demokratik reformların yapıldığı bir siyasal konjonktürde AK Parti nasıl öteki olarak tanımlanacaktı? “Asimilasyon” yoluyla Kürt kimliğini tasfiye eden Kemalizm ötekileştirmede bir sorun yoktu. Bu noktada yani AK Parti’nin ötekileştirilmesi noktasında PKK’nın devreye soktuğu temel kavram “sinsi asimilasyon” oldu ve AK Parti eliyle gerçekleşen reformların Kürtleri uysallaştırmak ve böylelikle Türk devletine entegre etmek amacı güttüğü sıklıkla dile getirilmeye başlandı. Bütün bunların sonucu 2009 seçimlerinde alındı ve ilk kez Kürt hareketi AK Parti’yi Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgede gerileterek önüne geçti.

“Sinsi asimilasyon” milliyetçi Kürtlerin oyunu konsolide etse de, AK Parti’nin dindar muhafazakar kimliği ile Kürtler arasında mesafe koyacak bir etkisi olmadı. Bu nedenle gerek 2009 gerekse 2014 seçimlerinde AK Parti ve Kürt hareketi arasındaki oy oranı farklarını değiştirecek bir gelişme yaşanmadı. KCK tutuklamaları dahi bu resmi önemli ölçüde değiştirmedi. Kısacası AK Parti’nin Kürt kimliğini ortadan kaldırma ve Kürt kimliğinin radikal bir ötekisi olma gibi bir özelliği olduğuna Kürtleri ikna edecek dil temel referansından yoksundu. Dolayısıyla, 2014’e kadar Kürt çoğunluğun olduğu illerde iki hakim parti vardı ve Kürt oylar önemli ölçüde bu iki parti arasında konsolide olmuştu.

Bütün bu resmi değiştiren şey, IŞİD’in kuzey Suriye’deki Kürt kantonlara yönelmesi oldu. Kürtler “radikal İslamcı” terör karşısında “hayatta kalma” psikolojisine girdiler ve bunu doğru okuyamayan AK Parti bu psikolojiyi yatıştırmak yerine, körükleyen açıklamalarda bulundu. Tam da bu aşamada PKK “AK Parti ve İŞİD ittifakı” söylemini keşfetti ve hızla dolaşıma soktu. Kürtlerin varlığı için savaşan bir PKK ile Kürtlerin Suriye’de kaybetmesi için elinden geleni yapan ve üstelik bunu “zalimliği tescilli” bir örgütle birlikte yürüten bir AK Parti arasında tercihe zorlayan bir söylem kendini 2014 yılı boyunca güçlü bir şekilde tekrarladı. Bu sadece söylem düzeyinde kalmadı, sokağa indi, bir çok yaşama mal oldu. Dolayısıyla Kürt hareketi, AK Parti’yi “sinsi asimilasyon” yürüten bir parti olmaktan çıkarıp “Kürtlerin imhasını” hedefleyen ve bunu da IŞİD’le işbirliği yaparak gerçekleştiren bir partiye dönüştürdü.

Bu AK Parti’nin Kürt seçmenler nezdindeki katılaşmış oy oranına ciddi ölçüde yansıdı ve henüz 1 yıl önce 2014’ün başında Kürt çoğunlukta illerde aldığı yüzde 40 oranındaki oyu 2015 seçimlerinde 26’ya düşürdü. Buna karşılık Kürt hareketi yüzde 42,5 oranındaki oyunu yüzde 67’ye çekti. Bu 2002’den beri yaşanan çok ciddi bir kırılmaya işaret ediyor ve Kürt hareketi bunun farkında olduğu için bütün aksi kanıtlarına rağmen “AK Parti ve İŞİD ittifakı” söylemini ısrarlı bir şekilde devam ettiriyor. Ve bu süreç çok güçlü başka bir pratiğin yol açacağı kırılma olmaksızın geri döndürülecek gibi de durmuyor. Dolayısıyla PKK’nın bu kırılmayı gerçekleştirebilecek Türkiye’nin IŞİD’e karşı etkin ve sonuç alıcı bir savaş ihtimalini Suriye’deki Kürt kazanımlarını bertaraf etme şeklinde yorumlaması da bu nedenle.

Etiketler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir