Beni Takip Edin !

Bizim Sakarya, 6 Kasım 2007

20. yüzyılın belki de en önemli düşünürü olan Michel Foucault’nun eserlerinin neredeyse tamamı Türkçeye çevrilmiş durumda. Temel metinlerin bir çoğunu Mehmet Ali Kılıçbay çevirdi. Bu metinlerden birine yazdığı önsözde “dilsiz bir toplumun diline çevirmeye kalkışmak” gibi bir işe giriştiğini belirterek hitap ettiği kitleye satır arası “hakaret” etse de, kendisi yaptığı “karın ağrısı” çevirilerle Foucault’un Türkiye’de anlaşılmama nedenlerinin başında gelir.

Foucault’u anlaşılmaz, saçma sapan bir düşünür haline getirme noktasında Kılıçbay’ın eline su dökemeyeceği bir çevirmen daha vardır: Foucault’un “l’archaeologie du savoir” adlı çalışmasını “Bilginin Arkeolojisi” adı altında Türkçeye kazandıran Veli Urhan. O kadar ki, bu çalışmayı okuyan birisi Foucault’u kendi içinde çelişkilerle dolu, ne dediğini bilmeyen, anlaşılmaya direnen bir sıkıntı kaynağı olarak tanıyabilir. Son ikisi anlaşılabilir tanımlamalar olsa da, her satırda kendisiyle çelişen bir önceki söylediğini bir sonraki satırda inkar eden ve üstelik bunu aynı metin içinde yapan bir Foucault’a ne demeli?Focault

Örnekler üzerinden gitmekte fayda var:

1.) Sıklıkla rastlanan “as/gibi” ifadesini kıyaslama olarak değil de, ne idiğü belirsiz bir şekilde çevirme:

İngilizce çevirisi: “the statement … does not have the same relation with what it states as the name with what it designates or signifies.” (100)

Veli Urhan çevirisi: “ifade … ifade ettiği şeyle, ad gösterdiği yada işaret ettiği şeyle, aynı ilişkiye sahip değildir.” (115)

Doğru çevirisi: “ifade … ifade ettiği şeyle ismin belirttiği ya da işaret ettiği şeyle sahip olduğu gibi bir ilişkiye sahip değildir.”

2.) metin boyunca onlarca kez tekrarlanan olumlu cümleleri olumsuz, olumsuz cümleleri olumlu çevirme:

İngilizce çevirisi: “there is no statement that does not presuppose others:” (112)

Veli Urhan çevirisi: “kendinden başka ifadeleri varsayan ifade yoktur” (129)

Doğru çevirisi: “kendinden başka ifadeleri varsaymayan ifade yoktur”

İngilizce çevirisi: “it is not enough to seek in them the cause either of the deceleration or the acceleration of history:” (172)

Veli Urhan çevirisi: “tarihin bazen durgunlaşmasının bazen de hareketlenmesinin sebebini onlarda aramak yeterlidir;” (197)

Doğru çevirisi: “tarihin hızlanıp ya da yavaşlamasının nedenini onlarda aramak yeterli değildir.”

3.) Dikkatsizliğin sonucu olan ve çevrilen kısmı anlamsızlaştıran çeviri hataları

İngilizce çevirisi: “Archaeology is much more willing than the history of ideas to speak of discontunities, ruptures, gaps, entirely new forms of positivity, and of sudden redistributions.” (187)

Veli Urhan çevirisi: “Ütelik kabul etmek gerkir ki, düşüncelerin tarihi, arkeoloji kopukluklardan, kırılmalardan genişlemelerden, tümüyle yeni pozitiflik ve ani yeniden dağılma biçimlerinde söz eder.” (215)

Doğru çevirisi: “Arkeoloji, süreksizlikler, kırılmalar, boşluklar, bütünüyle yeni pozitiflik ve ani yeniden dağılma biçimlerinden söz etme konusunda düşünceler tarihinden daha fazla isteklidir.”

İngilizce çeviri: “…to describe these difference, not to establish a system of differences between them” (188)

Veli Urhan Çevirisi: “[bunlar] arasındaki farklılıkların sistemini de ortaya koyarak, bu farklılıkları betimlemek [söz konusudur]” (216)

Doğru çevirisi, “…bu farklılıkları betimlemek için, onlar arasında bir farklılık sistemi kurmak için değil”

Sonuç olarak çeviri metni bunun gibi yüzlerce hatayla doludur, ve metni okuyan herhangi biri Foucault’u ya anlamayacak yada yanlış anlayacaktır. Bütün bu hataların ikinci baskıda geçiyor olması olayın vahametini daha da artırır, yanlışta ısrar edilmiş ve bunları farkeden dikkatli bir okuyucu da çıkmamıştır.

Bir zamanlar Sabahattin Eyüboğlu, Platon’dan çevirdiği Devlet’in önsözünde “çeviri ister istemez bir eserin anlamını sınırlandırmadır” demişti, Veli Urhan’ın yaptığı ise sınırlandırmak falan değil, yepyeni bir Foucault üretmektir. Tüm bunlara rağmen “çevrilmese daha mı iyi olurdu?” sorusunu ise cevapsız bırakıyorum.

Sayfaların belirtildiği kaynaklar aşağıdadır.

Bilginin Arkeolojisi, Çev.: Veli Urhan, Birey Yayıncılık, İstanbul, 1999

The Archaeology of Knowledge, Trans.: A. M. Sheridan Smith, Routledge, London, 2003

“Bir Çeviri Faciası: Bilginin Arkeolojisi” için 4 cevap

  1. Gökhan dedi ki:

    Ben de bir süre Mehmet Ali Kılıçbay çevirileri ile Foucault’nun eserlerini okumaya çalıştıktan sonra felsefe profesörü olmasına güvenip Veli Urhan’ın Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan Bilginin Arkeolojisi çevirisini okuma talihsizliğine düştüm. Okurken insan Foucault Fransa’nın Serdar Ortaç’ı mı diye düşünüyor. Neyse ki bu durumdan tanıdık bir yüz de şikayetçiymiş. Şimdi yalnızca İngilizce çevirilerden faydalanıyorum. Fakat sizin başarılı bulduğunuz ve önerebileceğiniz Foucault çevirisi var mı?

  2. Batu dedi ki:

    Hakikaten foucault’u hangi sırayla hangi yayınevinden okunması gerektiğine dair internette hiçbir dizge yok. Önce Hapishanenin doğuşu daha sonra cinselliğin tarihi tavsiye edilmiş. Sonra?? Tamam urhan tavsiye etmiyorsunuz ancak kılıçbay’da yere batırılmış. Ne yapalım? Yayınevi açıp kendimiz mi çevirtelim…

  3. Pas Foucault dedi ki:

    İyi, güzel lakin Foucault’nun kitaplarında kullandığı dil Fransızca, her iki çevirmen de söz konusu eserleri Fransızca’dan çevirmiş; siz çeviri eleştirisi yapıyorsunuz lakin İngilizce çevirisiyle yani kaynak dil ile alakalı olmayan başka bir erek dili belge olarak gösteriyorsunuz. Eleştirileriniz doğru yanlış tartışılır fakat çeviri eleştirisi yapacaksanız çeviride kullanılmış asıl kaynak dili belge olarak göstermeniz gerekmiyor mu?

    • Soner dedi ki:

      Aslında çeviri eleştirisinin kaynak metin baz alınarak yapılması gerektiği doğru. Fakat aynı metnin İngilizce ve Türkçe çevirileri arasındaki bu devasa farkin yanı sıra Türkçe metnin bu denli anlaşılmaz hatta yer yer anlamsız olması size de garip bir durum değil mi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.